ORGANİK mi DOĞAL mı, Ya DENETİM

Türkiye Kimya Sanayi Derneği’nin (TKSD) temmuz 2015 tarihli  dergisinin 13. sayfasında yayınlanan Sayın Prof. Dr. Serdar S. Çelebi’nin makalesini sizlerle paylaşıyoruz.

ORGANİK mi  DOĞAL mı,  Ya DENETİM

Günümüz beslenme öneri ve tercihlerinde bir “organik”tir gidiyor. Özellikle büyük şehirlerimizde entelektüel kesimde ve üst gelir düzeyine sahip bazı kesimlerde artık “Organik Ürünler” aranır oldu ve kullanmak bir beslenme alışkanlığı haline geldi. Ancak bu tanımlama doğru mudur?

Önce “organik” kelimesinden başlayalım. Bilindiği gibi kimyada başlıca karbon, hidrojen, azot ve oksijen atomlu bileşikleri içeren maddelere “ organik madde “denir ve bu maddeler genelde canlı dünyasının yapı taşlarını oluştururlar. Ancak bu tanımın ilk kısmından ötürü endüstride kullanılan/üretilen birçok sentetik kimyasal madde de “organik madde” olarak adlandırılır; örneğin çözücüler – alkoller, eter ve esterler vb-, tüm yakıtlar, tüm alifatik-aromatik bileşikler, ilaçlar, tarım ilaçları, hatta zehirlerin büyük çoğunluğu ayrıca monomerik ve polimerik -plastik- maddeler. Hal böyle iken beslenmemiz için bugünlerde tavsiye edilen yiyecekler için neden “organik”  tanımlaması yapılıyor ve neredeyse tüm tarım ürünleri “organik” adıyla satılıyor? Yukarıdaki tanımlamanın ışığında bu yiyeceklerin tümü sentetik ortamda (sentetik-kimyasal gübre, tarım ilaçları kullanımında) yetiştirilse bile canlı kökenli olduklarından esas olarak “organik” yapıdadırlar ve zaten “organik”tirler. Çünkü ana bileşenleri sentetik ortamda yetiştirildiklerinde dahi karbonhidratlar, yağlar ve proteinler gibi organik bileşiklerdir. Bu durumda kastedilen amacı karşılama bakımından “organik domates”, “organik yumurta”, “organik et” vb. demek ne kadar doğrudur? Doğru değil hatta yanlıştır!  O halde kastedileni doğru tanımlamak için ne dememiz gerekir?

Bu durumda doğru tanımlama “doğal” veya ilgili Yönetmelikte eşdeğer kelime olarak işaret edilen “ekolojik” olabilir. Ancak bunun için en doğru kelime hem tam karşılaması ve anlaşılır olması hem de Türkçe olması nedeniyle “doğal” dır. “Organik” yerine “doğal” sözcüğünü koyarsak örneğin  “doğal domates” dersek, bu; yaklaşık yüz yıl önce olduğu gibi tamamen doğal koşullarda – kimyasal gübre, ilaç, hormon vb. kullanılmadan – endüstriyel atıklarla kirlenmemiş doğal toprakta genetiği değiştirilmemiş tohumla (GDO’suz) sadece su ve gerekli olduğunda bitki/hayvan kökenli doğal gübre kullanılarak yetiştirilen domates anlamına gelecektir. Tabi ki bu domatesin tadı bugün yediğimiz sentetik koşullarda yetişenden çok farklı olacak ve orta yaş üstündekilerin hatırladıkları ve özledikleri “domates kokusunda ve lezzetinde” olacaktır. Benzer tartışma ve değerlendirme hayvansal ürünler için de geçerlidir. Örneğin “doğal yumurta” denildiğinde; tamamen doğal koşullarda, bahçede- tarlada doğal yemlerle (tahıl, kurtçuk vb.) beslenen hormon-sarı boyar madde, ilaç verilmemiş ve doğal gündüz-gece zaman dilimleri içinde yaşayan tavukların (bazı büyük tavuk çiftliklerinde daha hızlı büyüsünler, daha çok yumurtlasınlar diye uygulanan sentetik aydınlatılmış zamanlarda değil) kümesteki folluğa hatta bir çalı altına yumurtladığı yumurta olmalıdır. Bu yumurtanın büyüklüğü büyük olasılıkla bugün yediklerimizden küçük, ama tadı ve sarısı çok daha -hafızalarımızda kalan- yumurta tadında ve renginde  olacaktır.

Burada bir diğer önemli nokta; bugün “organik” tanımlaması ile satılan ürünlerin ne derece “doğal” olduğudur ve bu ürünler gerçekten “doğal” mıdır? Belli başlı marka olmuş tarım ve gıda firmaları hariç neredeyse her önüne gelen, semt pazarlarında hatta köşe başlarında rastladığımız gibi tamamen denetimsiz olarak etikete veya ambalaja bitkisel veya hayvansal ürün isminin başına “organik” sözcüğünü koyarak pazarlamaktadır. Bu konudaki uygulama ve denetim; 01 Aralık 2004 tarihinde kabul edilen “ Organik Tarım Kanunu” ile ve buna atfen çıkarılan ilgili Yönetmelik (18.08.2010 tarih ve 27676 sayılı Resmi Gazete) çerçevesinde yapılmaktadır. Bu bağlamda Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığımız ulusal ve uluslararası bazı denetim firmalarına kontrol  ve “Organik Ürün Sertifikası” verme yetkisi vermiştir. Halen Türkiye genelinde bu yetkiyi alan firma sayısı Bakanlığın sayfasında 36 olarak görülmektedir, (http://www.tarim.gov.tr/Konular/Bitkisel-Uretim/Organik-Tarim/Yetkili-Kuruluslar-KSK).  Tüm Türkiye için bu sayının az olduğu açıktır, ayrıca bir maliyeti olan bu sertifikanın alınması, ilgili yönetmelikte üretici firmanın mücaatına bırakılmıştır, yani sertifika alma konusunda bir zorunluluk olup olmadığı açık değildir. Bu şartlarda piyasada bu ürünlerin doğal olup olmadıklarını denetleyecek aktif, yaygın ve zorunlu bir uygulama maalesef henüz işletime sokulamamıştır. Etkin bir mekanizmanın acilen kurulup işletilmesinde halk sağlığının ve yararının gözetilmesi açısından büyük önem vardır. Bu tür etkin bir uygulama, günümüz serbest piyasa koşullarında tüketici haklarının korunması            – halkın kandırılmaması – açısından da büyük önem arz etmektedir.

Denetim konusunda ve yukarıda işaret edilen tanımlamada “doğal” yerine yanlış olarak “organik” kelimesi kullanımına son vermede görev; Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığımıza, TKSD dahil ilgili Sivil Toplum Kuruluşlarımıza ve halkımıza düşmektedir.

Prof. Dr. Serdar S. Çelebi (Kimya Müh.)

TOBB Kimya San. Meclisi Danışmanı